
| |||||||
| . . . : : : K A Y I T O L : : : . . . | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
| Teğmen Üyelik tarihi: May 2008 Bulunduğu Yer: 36 Yaş: 21
Mesajlar: 265
| Saidi Nursi!! Selamunaleyküm Ülküdaşlar.Konudaki maksat siz Ülküdaşlarımında görüşlerini almak istememdir.Said Nursi kimdir?Nasıl bir insandır?Bize ne gibi yanlışları olmuştur?Yada olmamıştır. İnternette sürekli araştırdım ama her sayfada değişik şeyler yazıyor.Bu konuda inanacağım tek doğru sizlersiniz.Görüşlerinizi bekliyorum.. Saygılarımla..
__________________ Zafer, asla mahvolduklarını zannedenler tarafından kazanılamaz... Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() ![]() Üyelik tarihi: Apr 2008 Bulunduğu Yer: Dogum66 yaşam 09 Yaş: 37
Mesajlar: 2.124
| Cevap: Saidi Nursi!! Said Kürdi Ve Kürtcülük Saidi Kürdi 1327 tarihinde (1911) yayınladığı bir kitabın gerekçesinde "Uyan ey Selahattini Eyyubi'nin torunları kürtler" diye kürtleri, Türkler aleyhine tahrike gayret etmiştir. Mektubat adlı risalede, kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını, Türkiye'de kürt milleti diye ayrı millet mevcut olduğunu ileri sürerek memleketin birliğini bölücü hareket ve faaliyette bulunmaktan çekinmemiştir "Mektubat...s.339". Yine Sait Nursi, o tarihte (Kürdistan Azmi Kavi) Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli kürt kıyafeti ile boynunda dürbün, belinde kama ve tabanca İstanbul'a gelerek Cuma selamlığında Padişah'a cemiyetin Sait imzası altında yazdığı ve esası kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmağa dayanan ariza takdim etmesinden dolayı bir müddet tımarhaneye konulup affedilmiştir. Saidi Kürdiden Kürtlere Uyanın çağrısı ? Saidi Nursi’nin 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul'da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" adlı eserinde açıkça Kürtçülük yapmakta ve Kürtleri uyanmaya ve Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye davet etmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz kitapta Saidi Nursi aynen şöyle demektedir. “ Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs natamam kalır. Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahra-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. Saidi Kürdi Kürtçe Dilini Teşvikmi Ediyor ? "İnsan için çalışmaktan başka yol yoktur" sözünün öteki ifadesi, şahsî teşebbüstür. Her kemâlin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. Millî duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bununan diliniz, tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete şikâyette bulunuyor. İnsanda kaderin sikkesi sikkesi lisandır. Anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallaşmaz, O zihne giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi bâki kalır. Millî dille görünen herşey hoş gelir. Millî hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayâlî Efendi'dir. Millî hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf (gramer) ve nahvini (sintaksını) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine ratgeldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır. İşte bu zat bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum. Abdulhamit Han Saidi Kürdiyi Neden Tımarhaneye Attı ? Saidi Nursi, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe öğretim yapacak okullar açmaya dayanan dilekçeyi Padişaha sunmuştur. Saidi Nursi bu hareketi neticesinde tımarhaneyi boylanıştır. Sait daha sonra affedilip memleketine yollanmıştır. Bugün Türk milliyetçisiyim diyen kişilerin tamamı ana dilde eğitim,yayın ve kültürel haklar adı altında Türk devletinde gayrı Türk unsurların yürüttüğü faaliyetlere karşıdır. Bununla beraber din kalkanı ile kendini saklamış olmasından olsa gerek aynı camiada maalesef günümüzün Leyla Zana’sı yada Öcalan’ından farkı olmayan ve daha farklı isteklerde bulunmayan Saidi Nursi’ye sempati besleyenlerle karşılaşmak mümkündür. Bu kişilere sormak gerekir Kürtçe eğitime karşısınızda neden Kürtçe eğitim istediği için tımarhaneye atılan Saidi Nursi’ye karşı değilsiniz ? Said Kürdi ehli kitaptan olanları cennete yolluyor!! Saidi Nursi’nin, Birinci Dünya Savaşı’nda Müslümanlara karşı savaşıp ölen Hırstiyanlar için söylediği, “Kafir de olsalar, onlar hakkında Rahmet–i İlahiye’nin mükafatları vardır” şeklindeki dudak uçuklatan sözleri idi. “Saidi Nursi’nin Kafkas Cephesi’nde Ruslara karşı savaşa katıldığını niye unutuyorsunuz?” Sorusuna ;Hayır, unutmadık! Saidi Nursi taraftarlarının en çok övündükleri husus, onun Kafkas Cephesi’nde Ruslara karşı savaşa katılmasıdır. Saidi Nursi’nin cepheye neden gitiği ya da gönderildiği daha sonra ayrıca ele alınıp değerlendirilecektir. Acaba Saidi Nursi cephede Ruslara kurşun sıkmış mıdır, aktif olarak savaşa katılmış mıdır? Bu konuda nurcu yayınlarda tam bir masalsılık ve efsane havası, uyduruk kerametlerle Saidi Nursi’yi havalara uçurma mantığı hakimdir. Kafkas Cephesine giden Said; burada yazdığı İşaratül İcaz’da yine Hıristiyanlara seslenir ve şöyle der: “Kur’an size bütün bütün dininizi terk etmeyi emretmiyor. Ancak itikatınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat–ı diniyye üzerine üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor.” (İşaratül İcaz s.55) Yüzde kaç müslüman olacaklar? Halbuki Sadi Nursi’nin söylediğinin tam aksine “Kur’an, Hristiyanlar’a dinlerini tamamen terk etmelerini, teslis yerine Tevhid’e koşmalarını, İncil’e değil Kur’an’a inanmalarını, Hz. Muhammed’i son peygamber olarak kabul etmelerini emreder. Saidi Nursi Hristiyanlar’a “bütün bütüne dininizi terk edin” diye çağrıda bulunan Kur’anı adeta tahrif ederek, bunun tam tersini yansıtır risalelerine. Eğer Hristiyanlar dinlerini tam olarak terk etmeyeceklerse yüzde kaç Müslüman olacaklardır? Yüzde on, yirmi, otuz?!!!! Tam olarak dinlerini terk etmeyen, biraz Hristiyan, biraz Müslüman, biraz şundan, biraz bundan gibi bir itikat anlayışı Kur’an’da, yok Böyle bir inanca sahip bir kişi hangi dine mensup olursa olsun o dinin adı İslam değildir. Saidi Kürdinin ’Askere gitmeyin’ çağrısı Hıristiyanlara böylesine yoğun aşkı olan Saidi Nursi askerlik kurumuna ise hiç de öyle bakmaz. Risale–i Nur talebelerine çağrıda bulunarak “askere gitmek yerine Kur’an çalışmak suretiyle zamanlarını daha iyi değerlendireceklerini” ifade eder. (Lem’alar,100) Oysa bir Müslüman pekala hem Kur’an çalışır hem de askere gidebilir. Kur’an öğrenmek askere gitmeye mani değildir. Gerçi Kur’an– Kerim’de “ilimle uğraşanların savaşa katılmayabilecekleri” (Tevbe–9) söylenmişse de yine Kur’anı Kerim’de “sizinle savaşanlarla savaşın”(Bakara–2) diye Müslümanlara emredilmiştir. Ülkenin her tarafında haçlı askerlerinin çizmesi dolaşırken Saidi Nursi ‘nin nur talebelerine “askere gitmeyin!” diye fetvalar vermesi çok yadırganması gereken bir durumdur!! Cephedeki gerçek misyonu neydi? Kur’an öğrenmenin yolu da öncelikle özgür bir vatana sahip olmaktan geçer. Ülkeniz düşman tarafından istila edilmesine rağmen siz hala “Kur’an öğreneceğiz” diye gençleri askerden uzak tutacak fetvalar veriyorsanız, yazık size!! O yıllarda Saidi Nursi’nin hafife aldığı tasavvuf erbabı ise başlarındaki hocaların arkasında, “suffe alayları” olarak kurulan birliklerin başında, “Saidi Nursi’nin ‘onlar da cennete girecek’ dediği kafirlere karşı” savaşmakla meşguldu!!! Bütün bu gelişmelere bakınca Kafkas Cephesindeki savaşa sözümona katılıp, cephede yazdığı risalelerde “Hristiyanlara dinlerini tamamen terk etmemelerini” söyleyen, bu zırvasına da “haşa” Kur’an–ı delil gösteren Saidi Nursi’nin cephedeki gerçek misyonunu ayrıca incelemek gerekecektir. Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez." (Maide,51) Merak ettim neden said elif lam mimi nasıl açıklamış hani risaleler kuran tefsiriydi ya, yoksa kuran tefsirinin bu kısımı noksanmı ?. Üniverstedeki nurcu olan Herkese neden zaman gazetesi alması dayatılırdı ? Neden öğrenciler zorla risalelerden ders yapar,? Kur’an ne güne duruyor? said nursinin kitabında yazılanlardan hiç biriniz hiç bir şey anlamadığı fakat aptal konumuna düşmemek içinde kral çıplak demeye utandığınız yalan mı?!!! nurcu tayfası ile “konuştuğumuzda” ustatlarının dahilde cihat olamayacağını kendilerine salıkladığığını, kendisininde böyle bir yol izlemediğini ileri sürerler.. Saidi Kürdi Amerikan hayranımiydı ? Saidi Kürdi ne diyor: “İsevilik dini ve o dinden gelen adat–ı müstemirresini muhafaza hesabına çalışan bir hükümet ile (Hristiyanlığın sağlam kurallarını sürekli savunan hükümet, y.n) resmi ilanıyla, zulmetli pis menfaati için dinsizliğe ve bolşevizme yardım edip terviç eden (destekleyen) bir diğer hükümet ki, yine hasis menfaati için İslamlarda ve Asya’da dinsizliğin intişarına tarafdar olan (yayılmasını isteyen) fitnekar ve cebbar (zorba) hükümetlerle muharebe eden evvelki hükümetin şahs–ı manevisi temessül etse ve dinsizlik cereyanının bütün taraftarlarının şahs–ı manevisi tecessüm eylese ... (Kastamonu Lahikası 76–78, Yirmiyedinci mektuptan) Saidi Kurdi burda deccal ile ilgili bazı iddialarda bulunuyor ve Burada, İkinci Dünya Savaşı yıllarından bahseden Saidi Nursi, savaşta “Hristiyanlığın sağlam kurallarını sürekli savunan hükümet” diye vasıflandırdığı Batı hükümetlerine hayranlık duyyor. Zorba ve dinsiz kuzey hükümetlerine ise verip veriştiriyor. Rusya pis, Batı temiz oluyor! Saidi Kürdi nin Amerika hakkındaki görüşleri neydi ? “…Küre–i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve İslamiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükünet ve müsalaha bulacağına (barış bulacağına) karar vermesi ve yeni doğan İslam devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırkbeş sene evvel olan müddeayı isbat ediyor, kuvvetli şahit olur.”(Tarihçe– Hayat , 88, Arabi Hutba–i Şamiye Eserini tercümesi / Birinci Kelime / Haşiye, İçtima–i Reçeteler II/101, Arabi Hutbe–i Şamiye Eserinin Tercümesi / Birinci Kelime/Haşiye) Tercümesi: Saidi Kürdi burda Amerikanın dünyanın en kuvvetli devleti olduğunu ve dini hakikatlere sahip çıktığını iddia ediyor ve ”Amerika, Asya ve Afrika’da İslamiyetle beraber huzur ve saadet geleceğine karar verdi, Amerika yeni doğan İslam devletlerini okşadı ve onlarla ittifak etti” diyyor. Amerika adım attığı her İslam beldesinde kan ve göz yaşı bırakırken Saidi Kurdi Amerikanın onlara saadet getirdiğini iddia ediyor Saidi Kürdi Askere Gitmeyinmi Dedi ? Saidi Kürdi ve Askerlik kurumu hakkında ise çok farklı düşünmektedir. Risale–i Nur talebelerine çağrıda bulunarak “askere gitmek yerine Kur’an çalışmak suretiyle zamanlarını daha iyi değerlendireceklerini” ifade eder. (Lem’alar,100) Oysa ki bir müslüman hem savaşa gidip hem de Kuran ı öğrenebilir. Saidi Kürdi burda . Kuran öğrenmenin yolunun da öncelikle özgür bir vatana sahip olmaktan geçtiğini unutmuş olmalı! Saidi Kürdi,ye göre Atatürk Deccalmi ? Saidi Kürdinin Atatürk hakkında söylediklerine bir bakalım: “Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247) Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor: “Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida) “...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227) Saidi Kürdi nin Deccal dediği Atatürk bugün Kurdi nin öğrecilerinin işbirliği yaptığı Amrikanın kolejlerini misyoner faaliyetlerde bulunuyor diye kapattırmış ve Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti. Saidi Kürdi cahilmi idi ? Saidi Kurdiye göre o arabayala gezerken 1 yaşındaki küçük çocuklar bile elini öperlemiş! "Hanımlar Rehberi, s.105". Zülfikar adlı risalede hayvanların bile Nur risalelerine hayran kaldıklarını söyleyecek kadar ileri gitmiştir. "Dr. Armaner, Nurculuğun İçyüzü, İlahiyat Fakültesi yayınlarından, s.8". Fennin ve medeniyetin bir icadı olan ve nasıl çalışıp işlediği artık herkesçe bilinen radyonun Saidi Nursi'ye göre mahiyeti de şöyledir: (Radyo bilbadehe kudret-i ilahiyenin bir cilvesidir ve o cilvenin kürre-i havaya umumca temsil eden bu gelen hadis-i şerifin meali gösteriyor, şöyle ki: Bir melaike var, kırkbin başı var, her başında kırkbin dili var, her dilde kırkbin tesbihat yapıyor. 64 Tirilyon tesbihat aynı anda söylüyor. Demek kürre-i hava bu melaike gibidir. Yani bu melaikenin tesbihatı adedince her kelimei tayyibe hava sayfasına yazıyor. Kürre-i hava diyor ki, bu hadis benden veya buna benzer memur meleklerden haber veriyor, külli bir şuurla yapılan bu iş yalnız tek bir zerrenin vazifesi ne bana yani kürre-i havaya ve ne de bütün eşyaya vermesi hiç bir ciheti imkanı yok, demek her yerde hazır nazır, ahadiyet cilvesiyle ve içinde ihatalı bir irade, muhit bir ilim bulunan bir kudret-i ezelliyenin cilvesidir. Buna milyonlar şahitlerden birisi radyodur (ihlas Dergisi, 1964, Nu.9, s.3..) Saidi Kürdiye Göre Fizik Kanunlari Kurana tersmi ? Sait Nursi'ye göre elektrik kontağı ve meteor hadiselerinin fenni ve fizik ilmine uygun açıklaması dine aykı-rıdır, dinsizliğin ifadesidir. Bu ve buna benzer olaylar ilahi kudretin varlığının delilidir ve onun nişanesidir. Bunların hepsi Kur'anda vardır ve fizik kanunlarına göre açıklama yapmak Kur'anın kudretine, hikmetine aykırı düşmektedir "Sait Nursi, Ramazan Risalesi, s.1-15..)
__________________ GÖNÜL OTAĞI ÜLKÜ OCAGI ENGELLENEMEZ. |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() ![]() Üyelik tarihi: Apr 2008 Bulunduğu Yer: Dogum66 yaşam 09 Yaş: 37
Mesajlar: 2.124
| Cevap: Saidi Nursi!! Saidi Kürdi Mehdimi ? Nurculuğun kurucusu Said Nursi, kendisini Mehdi’nin öncüsü bir Mehdi olarak göstermektedir. Eserlerinde kendine ve yazdığı kitaplara Mehdiyet vazifesinin en önemli safhasını yükleyen Said Nursi, Deccal olaraksa Atatürk’ü gösterir. Kitabında uydurmalarla dolu hadisleri nasıl Atatürk’e uygun bir şekilde yorumladığına şahitlik edebilirsiniz. Hadiste “Deccal’in alnın-da kafir yazar.” denir. Said Nursi bununla şapka giyilmesini anlar. Hadiste uzun bir eşekten bahsedilir, Nursi bununla treni anlar. Deccal’in Cennet ve Cehenneminden ise Cumhuriyet döneminde tertiplenen eğlenceler ile cennet, muhalefetin hapse atılmasıyla, vb. Cehennem anlaşılır. (Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Şualar, 5. Şua) Saidi Kürdi Nur Suresinin Kendisi icin indigi Iddiasi ? Kendisini asrın harikası “Bedîüzzaman” olarak tanımlayacak kadar kibirli bir şahsiyet olan Saidi Nursi, Asayı Musa ve Zülfikar adlı risalelerinde Nur suresinin bu asra göre kendisi için indiğini iddia etmektedir. Bir çok kişinin sandığı gibi “Bedîüzzaman” rütbesini Sait’e ona hayran olan müritleri değil bizzat kendisi vermiştir. Bir çok yazsını da “Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî “ yani “Asrın harikası Kürt Sait” olarak imzalamıştır. Atatürk’ün ifadesi ile “(Tanrı) Peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya, tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Peygamber, Peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C.I., s. 269 ) Örümceklenmemiş tertemiz bir İslami bakış açısı ile hal böyle iken Kuran’daki bazı ayetlerin kendisi için indiğini iddia eden ve kendisini asrın harikası zanneden bir delinin peşinden gitmek İslamiyete uyarmı ? Saidi Kürdi Layuhutidir ? Osmanlı Şeyhulislamlardan Mustafa Sabri’nin (*) “Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı” adlı kitabında, çağdaşı ve bir süre birlikte çalıştığı Said-i Nursi hakkında pek çok şeyler söyler. Bu kitapta geçen bazı ilginç bölümlerini hiçbir yoruma tabi tutmadan aynen aktarıyoruz. “Bismillah, Hamdele, Salvele.. Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak icabeder. Birincisi; Müridlerinin SAİDİ i’zam edeceğiz diye küfre kadar varan sözleridir. İkincisi ise; SAİD’in izharı keramet etmesi ve sureyi Nurun asıl muhatabının kendisi olduğu hakkındaki zu’mu batılı.. Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi, ilhamatı hakikiye zannedecek kadar ihtiyar ve mağşuş olmasındandır. Müritlerinin sözleri mücmelen şunlardır : Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve günah işlemez. Resulü Ekremden sonra Alemi İslamda böyle büyük bir adam gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur’andır.. Beşeriyeti, Risaleyi Nur ve Sait kurtaracaktır.. Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar dünyanın hakiki Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır.. Sait’in kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez.. vesaire.. Son Şeyhülislam “Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir ? Sait, kürt cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır. Devletin büyük makamlarını uzun bir zaman ellerinde tutan bir zümre, bu adamcağızı lüzumsuz yere mahkemeden mahkemeye ve hapisten hapise sürükleyerek kahramanlaştırdılar ve zamanın müçtehidi mübeşşiri haline getirdiler. Halbuki Deli Said’in ilim ve diyanetle ne alakası var? Halk, üzerinde bu kadar ısrarla durulan bu şahısta bir şeyler var zannile büyüttükçe büyütmüş ve bu güne kadar gelmiştir. İşte bu idare zümresinin milletin başına sardığı belalardan birisi de budur. İ’zam etmeyi bu gençlik onlardan öğrendi. Bu da antitez olarak böylece doğdu. Hayatı ömrünün üçte birini hapishanelerde, polis ve jandarma nezaretinde geçiren bu şahsın akibetini, Sultan Abdulhamit Han’a dil uzatan insanların çektiği ve düçar olduğu azap ve felaket muvacehesinde görüyoruz. Elmalılı Hamdi ve benzerleri gibi selahiyetli din adamlarının nedametleri Mason Cemiyetinin reisi olan Rıza Tevfik’i bile intibaha getirmiş ve nedametini izhar etmiştir. Sait’te buna ait bir satır yazıya rastlamak hala mümkün olamamıştır. Hatta, baştan başa Sultan Abdulhamit Han’a hücum eden “İki mektebi musibetin Şehadetnamesi” isimli kitabı yeniden basılmış ve mahkemede hürriyet aşıkı ve kahramanı olduğuna delil gösterilmek istenilmiştir. Mustafa Sabri (*) Osmanlı İmparatorluğu Sabık Şeyhülislamlarından” (1) Müritleri Saidi Kürdinin saçını sakalınımı saklıyorlar ? Sait ise müritlerinin hilafına kendisi için iki şahsiyet tanır. Birincisi : Eski Sait’tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Saiti Muhti’dir. (Yani günahkar Sait’tir.) Diğeri de Lahuyti, (günahsız), ikinci veya yeni Sait’tir. Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmıyan ve bu Asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur’daki bu meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said’e haber vermişler.. Yani Said’in Cebraili ebcedci alimler oluyor. (Asayı Musa ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..) Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi Saidi kürdi, Müritlerinden daha insaflıdır. Hiç değilse yaşadığı ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun tırnaklarını ve saçını saklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe ediyorlar. Malumatı diniyyeye, esasatı şeriyyeye vakıf olmayan bu insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar. Biz hem onları, hem de sair Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) teşekkül etmiş veya etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni çıkan) mezhep ve cereyanlara karşı müteyakkız (uyanık) bulunmaları için bu satırları yazdık. Son Şeyhülislam „Saidi Kürdi Kurana Muhalefet edyior ? Kürtçülük uğrunda kendi padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış görünüyor ve cehelei nas da bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı aziymüşşana muhalefet etmektedir. Gaybı yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali’nin Celcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini, bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53). İnsanın aklına öyle geliyor ki; “Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur?” diyorum. Mustafa Sabri (*) Osmanlı İmparatorluğu Sabık Şeyhülislamlarından” (1) Saidi Kürdi Kürt Teali Cemiyeti 1. Dünya savaşında yenilince yurd emperyalistler tarafından daha önce yapılmış anlaşmaya uygun olarak işgale başlandı. Ülkenin her yerinde Yunan ayrılıkçısı, Ermeni ayrılıkçısı Kürt ayrılıkçısı cemiyetler türemeye başladı. Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı. Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal'le görüşmek için Ankara'ya gitti. Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti. Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayışına göre ülke hala "müslüman" değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için savaşılması geren topraklardır. Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve Kerkük'ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı. Saidi Kürdi Risaleleri ve fikirleri Ve Kibiri Said-i Nursi'nin yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne "Risale-i Nur Külliyatı" denir. Türkçe konuşan insanların %90'ının anlayamayacağı bir dil kullanan(ve kişisel düşünceme göre hiç de derin anlamı olmayan ve birbirinin tekrarı niteliğinde olan) bu eser, başlarda cifir'in İslam dışı olduğunu söylediği halde("cifir..., gaybı Allah'tan başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır")(bkz. Lem'alar s. 39(yazıldığı tarih 1957) daha sonraki kitaplarında sık sık cifir kullanarak kendisinin ve yazdıklarının ne kadar yüce olduğunu anlatır. Buna örnek vermek gerekirse: "-... İçlerinde bedbaht olanlar da said olanlar da vardır- anlamındaki ayetin cifir yönünden sayı değeri 1303 eder. Hud Suresinde -Emrolunduğu gibi hareket et-, anlamında bir ayet olduğu gibi Şura suresinin 2. ayetinde de aynı anlamda bir ayet vardır. -Vav-la başlayan Şura suresindeki ayetin cifir yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih (1303) de ise, Risale-i Nurlar müellifi (Said-i Nursi) nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi ise O müellif (Said-i Nursi) nin harika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders vermeğe başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl 1958) Ayrıca Hz. Ali'nin vbg. İslam Dünyası'ndaki ünlü kişilerin sözlerinden cifir yaparak kendisini haber verdikleri anlamını çıkartır. Oysa İslam'da gelecekten haber vermek yasaktır!... Said-i Nursi bir yerde de kendisini şöyle tanıtır: "İngiltere'nin en yüksek bilim kurulu, Şeyhülislamlık'a 6 soru sorup cevabını istediği zaman; o 6 soruya 6 kelimeyle cevap veren; Yabancıların en çok önem verdikleri ve bilginlerinin en esaslı düstur saydıkları ilkelerine, gerçek ilim ve marifetle karşılık verip üstün çıkan; .... Gerek Avrupa filozoflarına, gerek ülemasına ve gerek okullarda yetişmiş olanlara meydan okuyan, kendisi hiç soru sormadan sorulan soruları eksiksiz cevaplandıran..."(Lem'alar Risalesi) İşte Said-i Nursi böyle üstün bir kişi olduğunu kendisi anlatıyor... Ayrıca İzmir ve Erzincan Depremleri için şöyle dediğini F. Gülen kendisi naklediyor:"Ya oralarda hiç hizmet eden yoktu(dine hizmet eden) veya onlar yenik durumda idiler ki bu bela başlarına geldi.". Yani müslümanı varsa bile azınlıktıaydı. Depremler bu yüzden olmuştu. Fethullah Gülen de bu söze dayanrak şunu ekliyor( Prizma 2 sf 66): " -Devlet bu belayı hazrıladı, altyapı hazır değildi, inşaat ruhsatı verilmemeliydi vs.- diyorlar. Halbuki İslam inancına göre maziye ve musibetlere kader açısından bakılır. Artık bu safhada bize Allah'a tevekkül etmek düşer. Yoksa böyle bir bakış açısı, musibeti Üstad'ın ifadesiyle ikileştirir."
__________________ GÖNÜL OTAĞI ÜLKÜ OCAGI ENGELLENEMEZ. |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() ![]() Üyelik tarihi: Apr 2008 Bulunduğu Yer: Dogum66 yaşam 09 Yaş: 37
Mesajlar: 2.124
| Cevap: Saidi Nursi!! Saidi Kürdi Kabala’dan feyz aldımı ? KABALA NEDİR ? Kabala kelime olarak sihir, büyü anlamlarını ifade etmektedir. Yahudi dili olan İbranice’de kabalanın özel bir yeri bulunmaktadır. Yahudi’lerin tevrat’tanda çok önem verdikleri kabala bir sihir, büyü kitabının özetidir. Bir takım hesaplar kullanılarak olaylara yön verebilen bir sihirdir KABALA. Yahudi’lerin inançlarına göre ALLAH (Yehova) H.z Adem ile Havva’ya bazı sihir ve büyü formülleri vermiştir. Dünya’ya geldiklerinde bu sihirleri kuşaktan kuşağa anlatmışlar ve silsile yolu ile nesilden nesile bildirmişler. Tabi bu nesil Adem (selam olsun ona) den sonra gelen Peygamber’lerdir. Adem’den, Nuh aleyhisselama ondan da İbrahim’e, İbrahim’den Musa’ya, Musa’dan da kardeşi Harun’a ve Harun’dan da HAHAM lara aktarılan sihir formüllerinin tümüne ‘’KABALA’’ diyorlar. Şu anda kabalist bir yapıya sahip İsrail devleti aslında Tevrat değil Kabala’ya göre yönetilmektedir. Sadece Yahudi HAHAM larının bildiği Kabala öğretisi tüm evrenin Yahudi ırkının emrinde olması için devam ettirilmektedir. Onun için bazı devletleri kabalist bir yapıya büründürmek ve kirli emelleri için araç olarak kullanmak amacındadırlar. O bazı devletler ise nilden fırata kadar olan bölgeyi sınırlayan devletlerdir. Bunun içinde Türkiye’de vardır. KABALA’DAN İLHAM ALAN NURCULUK VE SAİD-İ NURSİ Nur cemaati ve okulları kendi içlerinde ‘’CİFR’’ ilmine çok önem verirler. Bir takım ‘’Ebced’’ hesapları ile geleceği tahmin etmeye uğraşmaktadırlar. Gizli bir ilim olan ‘’cifr ve ebced’’ hesapları KABALA ile aynı oranda benzerlik teşkil etmektedir. Çünkü KABALA’da da bir takım hesaplar ve formüller kullanılarak gelecek tahmin edilmek istenmektedir ve bazı ileriye dönük çalışmalara zemin hazırlanmak istenmektedir.. Bilindiği gibi Said-i Nursi de yazdıkları risalelerde, külliyatlarda, lemalarda bu hesapları kullanarak bir takım tahminlerde bulunmuştur. Ve günümüzde olan bu ‘’İBRAHİMİ DİNLER’’ masalının zeminini ta o zamanlar hazırlamıştır. Cemaat içindeki okullarda öğrencilerin beyinlerine Said-i Nursi’nin yazmış olduğu Risalelerin, Külliyatların, Lemaların kaynağının ALLAH olduğunu ve ALLAH’ tarafından Said-i Nursi’ye gelen ‘’İLHAM’’ ile yazılmış olduğunu aşılamaktadırlar. Yani yüce ALLAH tövbe büyük RAB’bimden ayet, ayet bu paçavraları Said-i Nursi’ye indirmiş ve yazdırmıştır. Aynı ‘’KABALA’’ daki bir takım hesapların ve sihirlerin ALLAH’tan peygamberlere, peygamberlerden de sil sile ile HAHAM’lara inmesi gibi. Benzerliğe bakın..! Durun daha bitmedi..Sihirbaz Said-i Nursi hapisteyken mürtileriyle bile konuşabiliyormuş.! O yıllarda hapise atılan Said-i Nursi yine bir takım sihir ve büyüler kullanarak geceleri kaldığı hapishaneden esrarengiz bir şekilde UÇUP belirli müritleriyle bir evde toplantılar yapıyor, gece boyunca konuşabiliyor, sabaha yakında kaldığı hapise tekrar aynı şekilde esrarengiz bir şekilde geri dönebiliyormuş. Hep KABALA öğretilerinin tesiridir bunlar. Esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmalar, direk aracısız (Cebrail a.s. bile yok) ALLAH’ c.c.tan alınan ilhamlar, bir takım gizli büyüler hesaplar ‘’cifr ve ebced’’ gibi hepsi KABALA da mevcuttur. Hatta Nur cemaatinin Said-i Nursi’den sonraki manevi lideri olan Fettullah Gülen 31 ocak 1986 tarihinde İzmir İl nüfus müdürlüğüne başvurarak, 3881 kayıt numaralı kimliğindeki ismini ‘’FETULLAH’’tan ‘’FETHULLAH’’ a çevirmiştir. Bu ‘’H’’ harfindeki değişiklik bazılarına göre (bize göre yani) ‘’ebced’’ hesabına uydurarak ileriki zaman dilimlerinde kendinin İSLAM önderi olacağının inanılması içindir, bazılarına göre ise (nur cemaati) Said-i Nursi’nin siirtteki hocası ‘’MOLLA FETHULLAH’’ın ismini almak istediği için yapılmıştır. İşte size yine KABALA ile aynı oranda benzerlik teşkil eden olay. Sihir ve büyü hesapları kullanılarak kendini ‘’YÜCELTME’’ çalışmaları..! Bir başka benzerlik ise Nur cemaati okullarında mevcuttur. Yahudi doktrininin (KABALA) öğretildiği gelenekçi okullardaki öğretmenlere ‘’SOFERİM’’ yani ‘’YAZICILAR’’ denilmektedir. Bu okullarda yazılı Tora ve Sözlü (vahiy edilmiş ama yazılmamış !) Tora vardır. Soferimlerin görevi, vahiy edilenleri açıklamak ve bunun toplumlar ile fertleri tarafından öğrenilmesini ve benimsenmesini sağlamaktır. Nur cemaati içinde de Said-i Nursi’nin ‘’Risale-i Nur Külliyat’’ını aslından (yani Latin harfleriyle basılmamış haliyle) okuyan, açıklayan, topluma ve fertlere öğretenlerede ‘’YAZICILAR’’ denilmektedir. Hem KABALA’da, hemde Nur Cemaati içinde aynı şey…! ‘’YAZICILAR’’ Bu sizce tesadüf, rastlantı olabilirmi..? Bence asla, kat’a, imkansız…! Böyle tesadüf o-la-maz..! SAİD-İ NURSİ’YE AÇIK DESTEK VEREN YAHUDİLER Bediüzzaman sempozyumuna katılan Yahudi…! ‘’Dindar, fakat antisiyonist bir Yahudi’yim’’ diyen Central Connecticut Üniversitesi öğretim üyesi olan Profesör Norton Merzinsky sunduğu bir açıklamada Said-i Nursi’nin yazdığı Risalelerin diğer dini kitaplardan ayrılan üç özelliği olduğunu söylüyor. Barışa sık sık atıfta bulunması, kendisi gibi düşünmemeye anlayış ve Müslüman-Yahudi ilişkilerine bakışta tek bir tarafı haklı çıkarır bir tutum sergilememesi ! Said-i Nursi’nin Yahudi’lerinde hak ve hukukunun bulunduğunu yazması, Kudüs ve çevresinin Yahudi’ler için kutsal olduğundan bahsetmesi Yahudi Profesör Norton Merzinsky’i çok şaşırtmış.! Said-i Nursi’ye destek çıkan bir diğer Yahudi Profesör Yehezkel Landau’nun 2004 yılındaki bir konferansta sunduğu açıklamanın konusu; Yahudi geleneği ve Said-i Nursi’ydi. 1978 yılında vatandaşı olduğu Amerika’yı terk edip İsrail’e yerleşen, 1980 yıllarında dindar bir Siyonist hareket olan Netivot Salom’da idarecilik yapan, 1981-2003 yılları arasında İsrail’in Ramle şehrinde Arap ve Yahudi birlikteliğini hedefleyen ‘’Açık ev’’ merkezini kuran, Profesör Yehezkel Landau zaman gazetesinden Nuriye Akman’ın sorularına şöyle cevaplar veriyordu…; Nursi’nin hayatı ve eserleri bazı Yahudi düşünürleriyle benzerlikler gösteriyor. 19.yüzyıldan itibaren bazı hahamlar Yahudi’lere bilimsel çalışmalar (KABALA) ile modern dünya arasında bağlantı kurma konusunda yardım etmeye çalıştı. Tel Aviv yakınlarında dini ilimler ve seküler bilimleri birleştiren Barilan isimli harika bir üniversitemiz var. Yine New York’ta Yashiva isminde bir üniversite daha var. Ben Said-i Nursi’nin fen ve din ilimlerini birlikte öğretmek üzere doğu anadoluda kurulmasını planladığı üniversite ( Medresetüzzehra ) fikrini duyduğumda Barilan üniversitesinin Türkiye versiyonunu kurmak istemiş diye düşündüm. Bence Said-i Nursi devlet sistemi olarak tamamen seküler Atatürk modeli ve İmamlarca yönetilen İran modeli arasında bir sentez istedi. İsrail’de bunu yapmaya, tamamen seküler olmayan parlementosunda dini partilerinde yer aldığı, hahamların en yüksek yetkiye sahip olmadığı bir Yahudi devleti kurmaya çalışıyor. İsrail’de sivil mahkemeler, anayasa mahkemesi ve kişilerin özel statüleriyle ilgili konulara bakan hahamlarca yönetilen dini mahkemeler var. Bana göre sosyal sahada dini özel bir meta yapmak yeterli değildir. İnanıyorum ki Siad-i Nursi içinde yeterli değildi. (31 ekim 2004) Kabalacı Said-i Nursi’ye ilgi duyan sadece dış devletlerdeki Yahudi’ler değildir. Ülke içindeki Sabatayistlerde bu adama ilgi duymuşlardır. Nur cemaatine yakın olan ‘’Matbuat’’ dergisinin, sabatayist olduğunu saklamayan ve ‘’Evet ben selanikliyim’’ kitabını yazan Ilgaz Zorlu’yla yaptığı bir röportajdan kısa bir bölüm aktarmak istiyorum. Soru : Kabalizm sizin için çok önemli bir nokta. Peki Bediüzzaman’ın ebced hesabıyla ilgili çalışmalarını biliyormusunuz ? Cevap : Evet biliyorum ve o konuya girmeyeceğim. Enteresan ifadeleri var. Bence Said-i Nursi yazmak istediği şeylerin çoğunu yazmamış bir insan. Özellikle cifr konusunda bir hayli bilgisi var. Bunu açık bir şekilde yazmamış bu çok önemli. Soru : Bediüzzaman’ın eserlerinin sizde ne gibi bir tesiri oldu ? Cevap : En çok ilgimi çeken ‘’Tabiat Risalesi’’. Dinsizlik ve materyalizm karşısında bu insan çok sağlam delillerle bu kitabı atıyor ortaya ve ben onun vermiş olduğu örnekleri kendi dini tartışmalarımda kullanıyorum.Diyorum ki Bediüzzaman Said-i Nursi’de böyle söylüyor. Ve ben bundan hicap duymuyorum. Niye duyayım ? Çünkü oda aynı yolda gidiyor. Din olarak Yahudi’liği seviyorum. Yahudi’lik üzerine çok araştırma yapıyorum ama bu benim Bediüzzaman’ı araştırmayacağım anlamına gelmez. Eminimki Bediüzzaman Said-i Nursi yaşasaydı ondan öğreneceğim çok şey olurdu. İşte sizlerde okudunuz sevgili okurlar. Kabala nasılda Said-i Nursi’yi, Fettullah Gülen’i etkisi altına almış. Yaptıkları her hareket, her söz, her laf Kabala ya göreymiş.Bunu açıkça okuduk ve öğrendik. Son söz… KÜRT KIŞKIRTICISI, SİHİRBAZ SAİD-İ NURSİ DİN ALİMİ DEĞİLDİR Eser Adı İki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi Yahut Divan-i Harb-i Örfi ve Said-i Kürd-i Yazar Adı Said-i Nursi Kürdi Tarih ve yer 1909, İstanbul, Vezir Han, İkbal-i Millet Matbaası Saidi Kürdi Kürtler Seslenmektedir "Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriate dayanmış olan, hürriyet sultanı, yüksek sesle sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için, fen, sanat ve silah başına, ileri arş." Saidi Nursi Kürdi; "Kürt milliyetçiliği” çatısı altında Kürtleri birleştirmek gayesi gütmekte, 1909 tarihli eserinde Kürtçülük propagandası yapmakta, yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış olan Türkleri ve Kürtleri -Kürtçülük söylemleri ile- kışkırtmaya çalışmaktadır. Kısacası Saidi Nursi Kürdi’nin gerçek niyeti, Türklerin bölgede egemen olmalarını istemeyen İngilizlerin istekleriyle birebir örtüşmektedir. Gerçek gayesi, geri kalmış Kürtleri kalındırmak/bilinçlendirmek olsa idi, “fen ve sanat başına” demekle yetinirdi. Ancak "SİLAH BAŞINA" diyebilecek kadar pervasızdır. Evet, Saidi Kürdi Kürtçüdür, ne var ki kendisini gizlemek için müslümanlık/ümmetçilik örtüsüne bürünmektedir. Saidi Nursi Kürdi, Türk müridlerinden evlenip "dinsiz evlatlar yetiştirmemeleri"ni isterken, habire çoğalan ve nüfusu gün geçtikçe -hızla- artan Kürtleri engellemek gereği dahi duymamaktadır. Evet, Saidi Nursi Kürdi bölücüdür; onun müridleri de, gerçekleri görmekten aciz vatan hainleridir. Bunlar, Siyonizm'in istekleri doğrultusunda ayaklanan Şeyh Said’den hiçbir farkı olmayan Saidi Nursi Kürdi’nin ardına takılmış, Cumhuriyet ve Laiklik karşıtı ikiyüzlü Müslüman görünen ama Müslümanlıkla alakası olmayan çıfıtlardır.! Kendi ırkçılıklarını gerçek milliyetçilere yamamaktan ise asla geri durmazlar. Kürtçülüğe/Kürdistan'a hizmet eden bu vatan hainleri, bizleri “sahte milliyetçi/ırkçı” olarak lanse etmeye çalışmaktadırlar. SAİD NURSÎ’NİN TENEBBİSİ[1] (NAZİRELER) Bu bölümde, Said Nursî’nin veya şakirtlerinin Said Nursî’nin peygamberliğini ima eden; hatta bunu, bazen imadan da öte bir tarzda, iddia eden sözlerini ele aldık. Bilindiği gibi; Allah Tealâ, bir insana nübüvvet veya risalet yüklediğinde ona vahyetmektedir. Yani, nübüvvet veya risalet "vahiy"le başlamaktadır. Biz, burada "vahiy" kelimesini sözlük anlamında değil, tamamen ıstılahî (terimsel) anlamda kullanmaktayız. Gayrı ilâhî vahiyler[2] ve peygamberler haricindekilere edilen [cansız arza[3], semaya[4], bal arısına[5], meleklere[6], Hz. İsa (a.s.)’nın havarîlerine[7], Hz. Musa (a.s.)’nın annesine[8] edilen] ilâhî vahiyler de konumuz dışındadır. Yani, Allah Tealâ tarafından peygamberlerine ulaştırılan vahyi kastetmekteyiz. Kişi, Allah’tan gelen bu vahiyle peygamber olmaktadır. Peygamber, tebliğine söylediklerinin kendi sözü değil, Allah’ın sözü olduğunu açıkça ortaya koyarak başlamaktadır. Yine peygamber, kendi söz ve görüşlerini Allah’ın kelâmı ile asla karıştırmamaktadır. Bu görevi kendisine Allah’ın verdiğini ısrarla vurgulamaktadır. Şimdi, bu anlatılanlar çerçevesinde aşağıdaki ifadeleri inceleyelim: RİSALE-İ NUR, yirminci asrın Müslümanlarını ve bütün insanları koyu bir fikir karanlıklarından ve müthiş dalâlet yollarından kurtarmak için müellifin kendi ihtiyariyle yazılmış değil, Cenab-ı Hakk’ın lisaniyle yazılmış bir eserdir.[9] Ey Risale-i Nur! Senin, hakkın dili, hakkın ilhamı olup O’nun izni ile yazıldığına şüphe yok. "Ben, kimsenin malı değilim. Ben hiçbir kitabdan alınmadım, hiçbir eserden çalınmadım. Ben Rabbânî ve Kur'ânîyim. Bir lâyemut’un eserinden fışkıran kerametli bir Nûr’um."[10] (...) Hem mütedeyyin bir kadın, yine hâdiseden sonra görüyor ki: Semâvattan mübarek kâğıtlar yağıyor. Soruyorlar: "Bu nedir?" Rü'yada demişler: "Risale-i Nur’un sahifeleridir." Yâni, tâbirce Risale-i Nur, Kur'anın tefsiri olduğu cihetle, vahy-i semavî olan Kur'anın semavî ve ilhamî bir tefsiridir.[11] (...) Bu hakikatlardan anladım ki, Risale-i Nur, bu asrın insanları olan bizler için yazdırılmıştır.[12] ? Said Nursî, Nur Risaleleri’nin kendi eseri olmadığını öylesine vurgulamaktadır ki; bu vurgu, eserin kendisine nisbetini imkânsız kılmaktadır. E, Said Nursî Nur Risaleleri ile bu kadar da bağlantısız olamayacağından, bu bağ onun tercümanlığı vasıtasıyla sağlanmıştır: (...) benim gibi yarım ümmi ve kimsesiz (...) bulunan bir adam, (...) Risale-i Nur’a sahip değildir; ve o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi mu’cize-i mâneviyyesi olarak, rahmet-i İlâhiyye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşiyle beraber, o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi, ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil (...)[13] Kur'anın bir nevi tefsiri olan Sözler’deki hüner ve zarafet ve meziyet kimsenin değil; belki muntazam, güzel hakaik-ı Kur'aniyenin mübarek kametlerine yakışacak mevzun, muntazam üslûb libasları, kimsenin ihtiyar ve şuuriyle biçilmez ve kesilmez; belki, onların vücududur ki, öyle ister; ve bir dest-i gaybîdir ki, o kamete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise, içinde bir tercüman, bir hizmetkârız.[14] Risale-i Nur ve Tercümanına Gelince: (...)[15] Tercüman; terceme eden, bir dilden başka bir dile çeviren; birisinin veya bir şeyin maksadını anlatmaya, bir şeyi tasvir ve ifadeye vasıta olan[16] anlamlarına gelmektedir. Dikkat edilirse açıklamada "birisinin veya bir şeyin maksadını" ifadesi geçmektedir. Nur Risaleleri’nde Said Nursî için kullanılan "tercüman" ifadesiyle, kendisinin veya kendi eserinin değil; başkasının veya başkasının eserinin tercümanlığının kastedildiği anlaşılmaktadır. Nitekim Said Nursî, "Peygamberimiz-Kur'an" ilişkisini şöyle açıklamaktadır: Vahiy iki kısımdır: Biri: "Vahy-i sarîhî" dir ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur. Kur'an ve bâzı Ehâdîs-i Kudsiye gibi... Peygamberimiz Kur'an’ın tercümanıdır, mübelliğidir[17]; Said Nursî de Nur Risaleleri’nin tercümanıdır, mübelliğidir. Nasıl ki, Kur'an-ı Kerim Hz. Muhammed (s.a.v.)’in değil, Allah’ın kelâmıdır; o sadece tercümandır, mübelliğdir. İşte, Risale-i Nur da Said Nursî’nin eseri değildir; o da Nur Risaleleri’nin tercümanıdır, mübelliğidir. Peygamber (s.a.v.)’imizinin "Allah’ım, buna Kitab’ı öğret"[18] duasına mazhar olan Abdullah İbn Abbas’ın lakabı "Tercümanu’l-Kur'an"dır. Bu lakabı kendisine sahabîler ve tâbiîler vermiştir.[19] Kur'an, Peygamberimize ve İbn Abbas’a ne kadar izafe edilebilirse; Nur Risaleleri de Said Nursî’ye o kadar izafe edilebilir. ? Zaten, Said Nursî de Nur Risaleleri’nin tümünün değil "ekseriyet-i mutlakasının, bir kısmının ani ve def'î olarak ihsan edildiğini, ihtiyarı haricinde yazdırıldığını" beyan etmiştir: Hem yazılan eserler, risaleler; -ekseriyet-i mutlakası- hariçten hiçbir sebep gelmiyerek, ruhumdan tevellüd eden bir hâcete binaen, ânî ve def'î olarak[20] ihsan edilmiş. (...) İşte ihtiyar ve şuurumun dairesi haricinde, mezkûr hâletler ve sergüzeşt-i hayatım ve ulûmların enva’larındaki hilâf-ı âdet ihtiyarsız tetebbuatım; böyle bir netice-i kudsiyeye müncer olmak için; kuvvetli bir inâyet-i İlâhiye ve bir ikrâm-ı Rabbânî olduğuna bende şüphe bırakmamıştır.[21] Hem Risale-i Nur zâhiren benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum. Belki yalnız Kur'anın bir tefsiri ve Kur'andan mülhem bir tercüman-ı hakikisi ve imanın hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini beyan ediyorum. Hattâ, bir kısım Risaleleri ihtiyarım hâricinde yazdığım gibi, Risale-i Nur’un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim.[22] Demek ki, Said Nursî’ye ait olan sadece belirtilen bu kısmın dışında kalanlardır. O, kendisine verilen tercümanlık görevini Risalelerin ekseriyet-i mutlakasını teşkil eden ve anî ve def'î olarak ihsan edilen kısmında ifa etmiştir! ? Peygamberimizin Kur'an’ı tebliğ görevi vardır; Said Nursî’nin de Nur Risaleleri’ni "tebliğ" görevi vardır.[23] Her ne kadar Nur Risaleleri’nin Said Nursî’ye Allah Tealâ tarafından vahyedildiği açıkça söylenmiyorsa da[24], bu ifadelerin mazmunu şudur: Nur Risaleleri, Said Nursî’nin eseri değildir, onun ihtiyarıyla yazılmamış, bilâkis Cenab-ı Hakk’ın lisanıyla yazdırılmıştır. Semavîdir, arşîdir. Said Nursî, Nur Risaleleri’nin ancak tercümanıdır. Allah Tealâ Kur'an’ı, Tevrat’ı ve İncil’i insanlara hidayet olmak üzere inzal etmiş, indirmiştir[25]; Risalet-ün-Nur da doğrudan doğruya Kur'anın feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur'anîden ve âyatın nücumundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.[26] Ayette kitapların "indirildiği, inzal edildiği" belirtilmektedir. İşte Nur Risaleleri de Kur'an’ın semasından, ayetlerin yıldızlarından inmektedir! Kur'an, kendinden önceki kitapları, Tevrat’ı, İncil’i tasdik etmek için indirildiğine göre; Nur Risaleleri de Kur'an’ı tasdik etmek için indirilmiştir. Nitekim bu, Nur Risaleleri’nde birçok kez tekrar edilmiştir: (...) Risale-i Nur’a hücum edilmez. O doğrudan doğruya Kur'an’a bağlanmış ve Kur'an dahi arş-ı a’zamla bağlıdır. Kimin haddi var, elini oraya uzatsın ve o kuvvetli ipleri çözsün.[27] Risale-i Nur, Kur'ân’ın malıdır. Kur'ân-ı Hakîm’den süzülmüştür. Kur'an ise, Arş’ı Ferşle bağlayan bir zincir-i nûranidir... Kimin haddi var ki ona el uzatsın.[28] ? Yine bilindiği gibi; Allah Tealâ, peygamberlerine davalarını ispat etmek üzere, insanları âciz bırakan mucizeler vermiştir. Kur'an-ı Kerim, en büyük mucizedir; Nur Risaleleri de mucize-i Kur'âniyedir.[29] Mucizeler, diğer insanlar boyun eğip itaat etsinler için peygamberliğin delili olarak ancak peygamberlere verilir; Nur Risaleleri de Said Nursî’nin mucizesidir, kalplerin ve akılların zaptedilerek ona itaat ettirilmesi istenmiştir!: Yâ Rabbî (...) Hazret-i Mûsa Aleyhisselâm’a denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm’a ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm’a dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’a cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur’a, kalbleri ve akılları musahhar kıl![30] "Elif, lâm, râ. İşte bunlar, hikmetli Kitabın ayetleridir."[31] Bu asırda Resail-in-Nur denilen otuzüç adet Söz ve otuzüç adet Mektup ve otuzbir adet Lem'alar, bu zamanda, Kitab-ı Mübindeki âyetlerin âyetleridir. Yâni hakaikının alâmetleridir ve hak ve hakikat olduğunun bürhanlarıdır. Ve o âyetlerdeki hakaik-ı îmaniyenin gayet kuvvetli hüccetleridir. (...)[32] Hz. Peygamber’in ayın yarılması mucizesi vardır; Said Nursî’nin de en inatçıyı dahi tasdike mecbur eden zelzele mucizesi vardır.[33] [1] Tenebbi: Peygamberlik iddiasına kalkışma, peygamberlik davasında bulunma, dava-yı nübüvvet. [2] "Zekeriyya mihraptan kavminin karşısına çıktı ve onlara gece-gündüz Allah’ı tesbih etmeyi vahyetti." (Meryem, 19/11) Gayrı ilâhî vahye insan ve cin şeytanların birbirlerine ettikleri vahiy de dâhildir: "Keza biz, her peygambere, aldatmak için birbirlerine vahyeden insan ve cin şeytanlarını düşman etmişizdir. (...)" (En'âm, 6/112) [3] "İşte o gün, Rabbinin kendisine vahyetmiş olması dolayısıyla, yer bütün haberlerini anlatır." (Zilzâl, 99/4-5) [4] "(...) Her göğe kendi işini vahyetti. (...)" (Fussilet, 41/12) [5] "Rabbin bal arısına şöyle vahyetmiştir: 'Dağlardan, ağaçlardan ve çardaklardan kendine evler edin!'" (Nahl, 16/68) [6] "Rabbin meleklere de şöyle vahyetmişti: (...)" (Enfâl, 8/12) [7] "Hani havarîlere 'Bana ve peygamberime iman edin!' diye vahyetmiştim. (...)" (Mâide, 5/111) [8] "Musa’nın annesine, 'Onu emzir; onun başına bir tehlike geldiği zaman onu denize bırak; korkma ve üzülme! Çünkü, onu sana mutlaka geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız' diye vahyettik." (Kasas, 28/7) [9] Rehberler, 141, Gençlik Rehberi/Risale-i Nur Nedir? Ziver Gündüzalp kardeşimizin Konya Nur Talebeleri adına, Risale-i Nur hakkında görüşlerini ifade edip, Ankara Üniversitesi gençlerine gönderdiği bir konferanstır. [10] Müdâfaalar, 347, Afyon Müdâfâsı/Afyon Mahkemesi Kararnâmesinden/Sanıklardan Bilahere Yakalanmış Olduğundan, Bilirkişilere Tedkike Gönderilemeyen Sair Eserler ve Mektublardaki Suç Mevzuu Olan Yazıların Hulâsaları. Benzer ifadeler için bak. Şuâlar, 141, 523, 535, 545, 590; Mektubat, 361, 362; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 68, 74; Kastamonu Lâhikası, 14, 179, 212; Âsâ-yı Mûsa, 118; Tarihçe-i Hayat, 579. [11] Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 26, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar/Risale-i Nur’un Müsadere Hâdisesi Münasebetiyle Isparta Süleyman’ı Rüşdü’nün, Evvelki Fıkrasına Zeyil Olarak Yazdığı Bir Fıkrasıdır. [12] Müdâfaalar, 300, Afyon Müdâfâsı/Zübeyir’in Müdafaasıdır. [13] Şuâlar, 534-535, Birinci Şua/İki Acip Suale Cevaplar/İşârât-ı Kur'aniye Hakkında Lahika; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 68, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar/Bu âciz kardeşiniz, hem itiraz eden o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki (...); Kastamonu Lâhikası, 179, Yirmiyedinci Mektubdan/Azîz, Sıddık, Risale-i Nur Şâkirdleri Kardeşlerim. [14] Mektubat, 362-363, Yirmisekizinci Mektup/Sekizinci Risale Olan Sekizinci Mes'ele/Birinci Nükte. [15] Tarihçe-i Hayat, 579, Afyon Hayatı/Risale-i Nur Nedir? Bediüzzaman Kimdir? [16] Yeğin, Yeni Lûgat, 717. [17] Bak. Mektubat, 86, Ondokuzuncu Mektub/Mu’cizat-ı Ahmediyye/Dördüncü Nükteli İşaret/İkinci Esas. [18] Buharî, Fezâilu Ashâbi’n-Nebî, 26/97. [19] Örneğin bak. Sofuoğlu, Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi, 8/3530. Nur Risaleleri’nde de şöyle denmektedir: Hususan "Tercüman-ül-Kur'an" olan Abdullah İbn-i Abbas (...). Mektubat, 104, Ondokuzuncu Mektub/Mu’cizat-ı Ahmediyye/Yedinci Nükteli İşaret/Mukaddime. [20] "Ani ve def'î" sözcükleri ansızın, birdenbire, bir anda, hemen anlamlarına gelmektedir. Subhi es-Salih, Kur'an İlimleri’nde şöyle demektedir: "Din, bu şekildeki sür'atli ve gizli haber vermeyi vahiy olarak isimlendirmektedir." (Salih, Kur'an İlimleri, 20, 22.) Şunu demek istiyoruz: Said Nursî, kendisine edilen bu ihsanın (?) keyfiyetini izah ederken, aslında vahiy aldığını ihsas etmektedir. [21] Mektubat, 353-354; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 267; Barla Lâhikası, 12, Yirmisekizinci Mektub/Yedinci Risale Olan Yedinci Mes'ele/Altıncı İşâret; Tarihçe-i Hayat, 190-191, Barla Hayatı/Yirmisekizinci Mektub’un Yedinci Mes'ele’si. [22] Şuâlar, 572; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 124, Sekizinci Şua/Üçüncü Bir Keramet-i Aleviye/Bir ifade-i meram. [23] Barla Lâhikası, 21, Yirmiyedinci Mektuptan/Hulûsi. [24] Sahibine ilham ve vahyolunduğu veya sahibinin bizzat kendisinin söyleyip ortaya koyduğu ve Kur'an’a muhalefet ettiği cinsten olan herhangi bir söze ve kelâma tâbi olan herkes, zulüm itibarıyla zalimlerin en azılılarından biridir. Bu sebepledir ki, Cenab-ı Hak insanlara, vahyi inkâr etmek suretiyle kendi kadrini lâyıkıyla bilemeyenlerin sözlerini açıkladığında, Peygambere benzerlik taslayan ve ona eşliğini iddia eden üç guruptan söz etmiştir. Peygambere benzerlik taslayan böyle birisi: 1- Ya "Allah bana vahyetti" diyecektir; 2- Veya "Bana vahyolundu; bana ilka olundu; bana söylendi" diyecek; ama kimin söylediğini, kimin vahyettiğini belirtmeyecektir; 3- Ya da vahiy ve inzal işini kendisine nispet edip vahyi söyleyenin, kendisi olduğunu iddia edecektir. Vahyi indirme konusunda bir tahsis yapan kişi, bu işi yapanı ya hiç söz konusu etmeyecek, ya da zikredecektir. Zikrettiği zaman ise bu vahyi, ya Allah’ın sözlerinden kılacak, ya da onun kendi sözü olduğunu belirtecektir. Çünkü, bunun şeytanların sözlerinden olduğunu söylese, bu sözler kabul edilmez. Meleklerin sözlerinden olduğunu belirttikleri ise, Cenab-ı Hakk’a nispet ettiği ve failini zikretmediği sözler içine girer. Bu hususu şu ayet-i kerime ortaya koymaktadır: "Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da kendisine bir şey vahyedilmemişken 'Bana da vahyolundu' diyenden ve 'Ben de Allah’ın indirdiği gibi indireceğim!' diyenden daha zalim kim olabilir? (...)" (En'âm, 6/93.) Böylece Cenab-ı Hak, ilk grupta yer alanları vahyedenin kim olduğunu zikretmeksizin, sözlerinin Allah'tan bir vahiy olduğunu iddia edenlerin sahasında saymıştır. Çünkü, bu iki grup da haber verilme iddiası itibarıyla aynı türdendir. Diğer grubu ise vahyin bir benzerini getirme iddiasında bulunan kimselerin alanında söz konusu etmiştir. İşte bu bakımdan yukarıda zikrettiğimiz ayette önce, "Allah’a karşı yalan uydurandan (...)" buyurulmuş, devamında ise: "(...) 'Ben de Allah’ın indirdiği gibi indireceğim' diyenden (...)" denmiştir. Yalan uyduran ve kendisine bir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyen kimseler, aslında birinci grup içine girmektedir. Ayette hemen bunların arkasından diğer grup zikredilmiştir. İşte bunlar, peygamberliğe benzerlik taslayan üç grup olup bunlardan önce de peygamberlik iddiasında bulunan yalancılar olmuştur. Böyle bir iddia, peygamberleri yalanlamak veya onlara denklik iddiasında bulunmak demek olan bütün küfür unsurlarını içine alır. Müseylimetü’l-Kezzab gibi kimseler, işte bu yalancılardandır. Aslında bu husus, aynı zamanda bizim burada reddine çalıştığımız bid'atlerin esaslarını da teşkil eder. Çünkü, Sünnete aykırı davranan kimse, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in getirdiği bazı şeyleri reddetmekte veya Resulullah’ın sözlerine, onlara denk kabul ettiği birtakım görüşler, keşifler ve benzeri şeylerle karşı çıkmaktadır. (İbn Teymiye, Külliyat, 4/88-89.) Şeyhülislâm’ın zikrettiği ayetin devamı şöyledir: "(...) Ölümün şiddetleri içinde, meleklerin de ellerini uzatarak kendilerine: 'Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) kurtarın! Allah’a karşı haksız olanı söylediğiniz ve Allah’ın ayetlerinden kibirlenerek yüz çevirmiş olduğunuz içindir ki, bugün alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız!' (dedikleri zaman) sen bu zalimleri bir görsen!" [25] Bak. Âl-i İmrân, 3/3-4. [26] Bak. Şuâlar, 559; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 97, Birinci Şua/Yirmidördüncü Âyet ve Âyetler/İzahtan Evvel Mühim Bir İhtar/ İkinci Nokta. [27] Siracü’n-Nûr, 188, Denizli Müdâfaası/En Mühim Parça Budur. Bir cum'a gününün, birkaç saatinin mahsülüdür/Altıncı Esas; Şuâlar, 241, Onikinci Şua/Denizli Mahkemesi Müdâfaatından; Tarihçe-i Hayat, 381, Denizli Hayatı/Bediüzzaman Said Nursî’nin Denizli Mahkemesinde Yaptığı Müdafaadan Bazı Kısımlar; 535, Afyon Hayatı/Bediüzzaman Said Nursî’nin Afyon Mahkemesi/Büyük Müdafaatından Parçalar/Altıncı Esas. [28] Tarihçe-i Hayat, 651, Risale-i Nur/Din Düşmanları ve Ehl-i Dalâlet Tarafından Nur Talebelerine Yapılan Son Taarruzlara Mukabil, Üniversite Nur Talebelerinin Tedâfüî Bir Tarzla Âcizâne Bir Müdâfaası Olarak Nur Kardaşlarımıza Arz Ediyoruz. [29] Yeterlimi Ülküdaşım.
__________________ GÖNÜL OTAĞI ÜLKÜ OCAGI ENGELLENEMEZ. |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() ![]() Üyelik tarihi: Apr 2008 Bulunduğu Yer: Dogum66 yaşam 09 Yaş: 37
Mesajlar: 2.124
| Cevap: Saidi Nursi!! Sagol Hocam.Ders veren sen olunca bu kadarda olur.Önemli olan anlatan degil yön verendir bence.Uzun süre seninle paylaşım yapınca bir şeyler kaptık şükür sayende.
__________________ GÖNÜL OTAĞI ÜLKÜ OCAGI ENGELLENEMEZ. |
| | |
![]() |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|
| ||||
| Konu | Konuya Son Mesajı Yazan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Nur Cemaatleri Ve Fethullah Gülen Hakkında | Kürşad | Anketler | 246 | 20.12.08 19:40 |

Düzenleyenler;
Yiğit & cCc_Bozkurt_66 & Kürşad